Make your own free website on Tripod.com

Dünya Sisteminin DİNAMİKLERİ

 TAHA ÖZHAN

 Dünya sistemi teorisinin argümanlarını iki ana başlık altında incelemek mümkün. Dünya sisteminin ‘yapısı’ ve ‘dinamikleri’. Sistemin yapısını ve dinamiklerini oluşturan ‘parçalar’ modern dönemde belirgin, geçmiş çağlarda ise dönüşen bir karekteristiğe sahiptir. Dünya sistemi teorisyenlerinin temel iddası; tarif edilebilir bir sosyal sistem, tek başına toplumların ve ulusların sınırlarının ötesine taşmış daha büyük bir yapının mikro ‘parçasıdır’. Bu durum hemen hemen yeryüzü üstündeki bütün sosyal yapılar için gecerli olan. Sosyal ve siyasal gelişmelere birbirinden ayrı vakıalarmış gibi bakmak ve okumak, nihai anlamda bizleri yanlışa götüren bir yaklaşım olmanın ötesine geçemiyecek bir metodtur. Aksine her ulusun ve toplumun yaşadığı krizler, yükselişler, çöküşler, devrimler ve değişimler ‘büyük sistemin’ bağlamında okunabildigi ölçüde sahici bir karekter kazanabilmektedir. Öyleki bu sistem 1600’lerden bu yana  yerkürenin ciddi bir kısmını şekillendiren birbiriyle organik olarak bağlı iktisadi ve siyasi bir mekanizmadir. O tarihlerden beri dünyanın geri kalan kısımlarıda bu sistemik yapının içindeki yerlerini zamanla almışlardır.(Hopkins, 1982; Wallerstein, 1984; Chase-Dunn, 1984) Dünya sisteminin iktisadi yapısı dünya genelinde farklı kültürleri birbirine bağlayan, halkları entegre bir iktisadi sistem içinde eriten ‘tekbir işgücü havzasına’ sahiptir.(Wallerstein, 1979: 5). Bu iddia ile dünya sistemi teorisyenleri, dünya-ekonomisinin birbiriyle ticari ve siyasi munasebetler yoluyla iktisadi faaliyet içinde olan bağımsız ulusal ekonomilerden ibaret oldugunu iddia eden konvansiyonel yaklaşımı reddederler. Wallerstein ‘tek, entegre olmuş dünya-ekonomisinden` muradını şöyle açıklar:

`Dünya Ekonomisi` söylemi bir `ekonominin` varolduğunu  farzeder…fakat, ancak ve ancak…sürekli devam eden, yaygın ve rolatif olarak iş gücünün sosyal boyutunu belli üretim kuralları manzumesiyle bir baska `piyasaya` bağlayan `kurumsallaşmıs` veya `yaratılmıs` grift bir yapıdır...

(Wallerstein, 1984:59)

Böylesi bir ekonomik sistem bir çok farklı kültürel havza, devlet ve toplumun tekdüze bir işgücü temeline dayalı iktisadi bir sistemle sonuçlanmaktadır. Sistemin tekdüze işgücü karekteristiği modern döneme ait bir olgudur. Roma ve Çin gibi antik imparatorluklarda kendi ölçeklerinde ekonomik sistemler geliştirmişlerdi. Wallerstein bu imparatorlukları kendi `siyasi sınırları` içinde münferit dünya sistemleri olarak   tanımlamaktadır.(İşgücünün sınırlı tabiati bu imparatorlukları Wallerstein`in tanımına göre dünya ekonomisi şeklinde tanımlamaya manidir). Wallerstein bu imparatorlukların iktisadi faaliyetlerini dünya-sistemi içinde, dünya-imparatorluğu vasfını dünya ekonomisi oluşturacak kadar kullanamayan güçler olarak tanımlamaktadır.( Wallerstein, 1979: 5) Bu sebebten modern çağdaki politik ekonomi diğer tarihsel tecrübelerden farklı olarak zuhur eden; `devletler arası sistem içinde kurulmuş olan küresel kapitalist bir ekonomidir`.

Dünya sistemi teorisyenleri kapitalizmi iktisadi faaliyetleri organize eden global bir sistem olarak kabul ederler. Biriktirmeye dayalı olan bu sistem, Marx’in selefi dünya-sistemi teorisyenlerince proleteryanın sömürülmesi sonucu sermaye sahibinin elinde kalan artan değerin birikmesi olarak tanımlanmıstır.Wallerstein’a göre bir sistemin kapitalist olabilmesi için gerekli olan üç ana unsur vardır. Bunlar: 1) Azami kara ulaşabilmek üzere verimlilik esas alınmak şartı ile rekabetçi bir ortam. 2) Sürekli bir kapital biriktirme modunun ne pahasına olursa olsun korunması 3) Sermayedar tarafindan emeğin sömürülmesi. (Wallerstein, 1984: 60-61). Kapitalizmin doğusu, özellikle feodal sistemin cöküşüyle ilgili bir çok farklı yaklaşım bulunmaktadır. Wallerstein feodal sistemin çöküşü konusunda merkez yaklaşıma destek verenler arasındadır. Merkez yaklaşım, tarımsal üretimde yaşanan kriz, çiftci nüfüsun yönetici nüfusa oranla hızla büyüyüşü, kara ölüm olarak bilinen ölüm dalgası, kilisede meydana gelen kriz, iklimde meydana gelen uzun süreli değişimler ve hepsinden önemlisi feodal iktisadi-politik sistemin optimum noktasını yakalamıs olması şeklinde sıralanabilir. Bu feodal krize bir cevap olarak 15 yy`ın sonlarında 16. yy`ın başlarında kapitalist dünya ekonomisi zuhur etmeye basladı. Bu yeni sistem önceki dünya imparatorluklarının gölgesinde oluşan tüm sistemlerden farklı olarak tek bir siyasi sistem altında faaliyet göstermeyen bir yapıya sahipti. Kapitalist sistem siyasi sınırları zorlayan tabiatiyla ilk kez imparatorluklara güç kullanmaksızın `çevreden’ `merkeze` mal ve para akışını gerçekleştirmelerini sağladı.

1-Merkez: Dünya sistemi içerisindeki iktisadi ve siyasi olarak en güçlü devletlerden müteşekkil, kendi içindede akranlarına göre hegemonik karekterler gösteren bir devlet önderliğinde varolan ekonomik alan. Feodal dönem sonrasi Hollanda, Ingiltere ve Fransa şeklinde kabaca oluşan sonraları ABD hegemonik güç o vasfıyla, Japonyada motor güç vasfıyla dahil oldukları çekirdek siyasi/ıktısadi bölge.

2- Çevre: Siyasi ağırlığı olmayan ve içerisinde hegemonik güç barındırmayan çevre iktisadi bölgesi dünya ekonomik sisteminin ucuz işgücünü ve kaba teknolojisini barındıran bir hattır. Doğu avrupa (özellikle Polonya) ve Latin Amerika ülkeleri bu bölgeye düşmektedir.

3- Yarı-çevre: Bu bölgeler merkez ile cevre arasındaki derin uçurum içindeki aşırı uçları temsil etmektedirler. Başka bir ifade ile merkezden uzaklaşan devletler veya çevreden kopup merkeze yaklaşan devletleri temsil ederler. Feodal dönem sonrası ve sanayi devrimi öncesi Portekiz, İspanya, Güney Almanya ve Güney Fransa bu bölgeye örnek teşkil ederler.

4- Harici/Diğer Alanlar: Bu bölgeye dünya iktisadi sisteminden kopuk, kendi içinde bir iktisadi faaliyet gösteren devletler düşmektedir. Rusya son dönemleri haric bu alan için gösterilebilecek en güzel örnektir.

 Kapitalist dünya sisteminin teşekkülünde oluşan bu iktisadi bölgeler yapısı bugün ne denli anlamlıdır? Wallerstein merkezin özelliklerini sıralarken; kapital yoğunluklu, yüksek maaslı, yüksek teknolojili ve daha az bir emek sömürüsü olduğunu iddia etmektedir.(Wallerstein, 1984: 62) Lakin paranın akışının tabiatında yaşanan derin değişimler merkezi güçlerin tabiatlarınıda bir çok konuda çevreyle benzeştirmiş bulunmaktadır. Kapitalist sistemin olgunlaşma dönemlerinde merkezin en büyük gücü olan üretim bugün hizmet sektörüyle yerdeğiştirmiş bulunmaktadır. Bu paradigma değişimi beraberinde yüksek ödenek tabiatını koruyan bir yapıdan ziyade, daha az maaşlı modern bir çalışan sınıfı oluşturmuş bulunmaktadır. Başka bir ifade ile sermaye; Marx’ın tarif ettiği sermayenin ana rengini kaybetmiş, dev şirketler onbinlerce hissedar arasında paylaşilan, tek sermayedarın olmadığı aksine profösyönel-maaşlı yöneticilerin olduğu son haldeki modern kapitalist örgüt yapısını almış bulunmaktadır.  

 Görüldüğü üzere Wallerstein’in ve diğer bir çok sistem teorisyeninin iktisadi bölge sınıflandırması tek bir temel üzerinde durmaktadır. Bu temel ise son beşyüzyılda merkantalist (protocapitalist) müdahalelerle başlıyan ardındanda tam kapitalizme geçtiği farzedilen üretim (ve tüketim) modudur. Felsefik olarak sınırsız bir üretim/tüketim, kapitalist modu bir çıkmaza sürüklesede, pratik anlamda sistem teorisyenlerinin küresel krizleri açıklarkende kullandıkları ekonomik bölgeler yaklaşımı sorunludur. Bu sorunlu tabiata özellikle Samir Amin küreselleşmenin eninde sonunda lokal politikalara ve önceliklere takılacağı, gerek yükselen tepkilerin gerekse reel krizlerin bizi iktisadi bölgeler haritasına yeniden döndüreceği iddasıda göz ardı edemiyeceğimiz bir gerçektir. Burda anahtar kavram hegemonik gücün nasıl davranacağıdır. Bu meyanda Dünya sistemi teorisinin dinamik analizlerine bakmakta fayda vardır.

SİSTEMİN DİNAMİKLERİ

 Sistemin ana damarı hernekadar çok ciddi değişimlere uğramamışsada, bazı yönleri zaman içerisinde değişimler göstermiştir. Bu değişimleri sistem teorisyenleri dinamikler olarak tanımlamaktadırlar. Dünya sistemi teorisyenleri üç önemli değişim üzerinde durmaktadırlar. Birincisi, sistemin belli yönlere dair geçirdiği evrimler ve değişimler: eğilimler. İkincisi, sistemin yapısı içerisinde geçmiştede örnekleri/benzerleri bulunabilecek karekteristik değişimleri: döngüler. Üçüncüsü, sistem içerisinde her devletin ve toplumun birbirinden farklılık gösteren pozisyonları ve bölge değiştirme yetenekleri: geçişler. Modern kapitalist sistem diğer tarihsel sistemlerden farklı olarak yeni piyasalar keşfetmenin yanında yeni kar alanlarıda icat edebilmektedir. Eğer böyle olmasaydı tarihsel kapitalizm bugün geldiği noktaya 500 yıl dayanıp(ömrünü uzatıp) ulaşamazdı. İktisadi bunalımlar ve düşen kar marjlarına rağmen sistem dagılmadan bugünlere ulaşabildi. Bu ivmeyi sistem teorisyenleri iki şekilde tanımlarlar: `genişleme` ve `derinleşme`.(Hopkins, 1982: 123; Wallerstein, 1884: 63) Genişlemeden murad kapitalist ekonomik faaliyetlerin yeni coğrafi alanlar bulabilmesidir. Capitalist sistem başlangıçta yerkürenin çok küçük bir bölgesine ulasmışken; 1450-1520, 1620-1660, 1750-1815 ve 1880-1900 arasında hızlı bir ivme ile merkezin yanında çevre iktisadi bölgeyi oluşturmuştur. Derinleşme ise genişleme ile yakalanan ivmenin nihayetinde tüm sosyal kodu değiştiren bir yapıya bürünmesi halidir. Yani kapitalist tüketim modunun bir amaç haline gelişidir. Derinleşme toplumlarda zengin/fakir uçurumunu oluştururken, devletler arası sistemde merkez/cevre uçurumuna sebebiyet verip harici alanların ise tamamen kopmasını sağlamıstır.

 İKTİSADİ DÖNGÜLER

 Wallerstein dünya ekonomisinin büyürken, beraberinde iktisadi döngüler yarattıgını iddia eder. Bu iktisadi döngüler (veya bilinen genel ismiyle: Business Cycles) “Kondratieff Dalgalar” ile “Lojistik”lerden ibarettir.

 Kondratieff Dalgalar

 A Evresi 1850-1873

B Evresi 1873-1897

A Evresi 1897-1920

B Evresi 1920-1945

A Evresi 1945-1967

B Evresi 1967- ?

 Kondratieff Dalgaları (veya döngüleri) ilk kez 1920’de Rus iktisatçı tarafindan ortaya atıldı. Bu dalga teorisine göre her iktisadi büyüme/yükseliş hemen ardından bir iktisadi küçülme/düşüş ile takip edilmektedir. Ortalama yükseliş ve düşüş 40 ila 60 yıl arasında vuku bulmaktadır. Wallerstein büyüme/yükseliş dönemine A Evresi, küçülme/düşüş donemine ise B Evresi demektedir. Tablo istatistik olarak sabit olan değerlerle hazırlanmış olan döngülerin evrelerini ve yıllarını göstermektedir. Bu dalgalarla ilgili bir sorun dalga içlerindeki iniş ve çıkış dönemleridir. Bu dönemler genelde 10 yıl civarında vuku bulmaktadır.Mesela ABD’nin son 10 yılı B Evresindeki bu iniş çıkışlara güzel bir örnektir. Dünya iktisadi sisteminin dalga boyunu anlamaya yönelik çalısmalarda uygulanan farklı teknikler bulunmaktadır. Konvansiyonel yaklasimlar genelde fiyat seviyelerini ölçü kabul ederek sistemin eğilimlerini kavramaya çalışırken, Marxist gelenekten ve heteredox iktisadi ekolden gelenler ise kar marjını temel parametre kabul ederler. Sistem teorisyenleride kar marji yaklaşımını benimseyerek Kondratieff dalgalarının haritasını çıkarmaya çalışmışlardır. O halde Kondratieff dalgalara sebebiyet veren ana unsur nedir? Bu sualin cevabını arz-talep dengesinde aramak lazım. Yeni teknolojiyle elde edilen bir ürün piyasalarda ilk anda yüksek kar marjiyla satılmakta ve beraberinde yan sanayi, hizmet sektörü ve yeni ürünlere yol verebilmektedir. Talep belli bir olgunluğa ulastığında gerek fiyatlar gereksede talep düşmektedir. Örneğin bilgisayarın piyasalara girdiği ilk zamanları ele alalim. Bügün yüzüne bile bakmayacagımız bilgisayarlar yine bügün bizim en teknolojik bilgisayarlara ödediğimiz fiyattan daha pahalı olarak satılmaktaydi. Talebin yoğunluğuyla A Evresini yaşayan bilgisayar sektörü yavaş yavaş talebin azaldığı, kar marjının düştüğü B Evresine doğru ilerlemektedir. B Evresini tamamladığında ise tek kurtuluş yolu yeni piyasalar bularak `genişleme ` ve  bilgisayarı olmazsa olmaz bir tüketim metası haline getirerek `derinleşme` ile tekrar yeni bir A Evresine atlamasıdır. Bu devletler arası sistemde, 19 yy`in sonlarına doğru merkezdeki güçlerin genişlemeyi yaşamak üzere yeni piyasalar üstünde yaptıkları kıran kırana rekabet halidir. Modern kapitalist sistem her zaman çıkışı genişleme veya derinleşme ile sağlamamaktadir. Son onbeşyıl bu anlamda kapitalist sistemin geçmişiyle kıyaslanmayacak yeni bir fenomene sahne oldu. Bu yeni durum şirket evlilikleridir. Arzın talebi zorlayarak yurudugu bir sistemde tikanma kacinilmazdir. Bu tıkanma görülmesine rağmen küresel ölçekli devletler ve sınırlar ötesi şirket evlilikleri yeni bir tip tekel modeli oluştururken aynı zamandada B Evresinden kurtulmanin modern baska bir ilacıda keşfedilmiş oldu.

Kondratieff döngüler uzun sureli iktisadi dalgalanmalar icindede vuku bulabilmektedir. Böylesi uzun dönemler icinde vuku bulan dalgalanmalara sistem teorisyenleri lojistik ismini vermektedirler. Sistemdeki tikanmayi dogru okumak anlaminda lojistik dalgalanmalar ayri bir oneme haizdir. Wallerstein`a gore 18. yy`dan sonra henuz bir lojistik dalgalanma olmamıştır. Çünkü 16 yy veya kısmen 17 yy`dakilere benzer uzun iktisadi yukseliş veya düşüş dalgalanmaları yerini Kondratieff döngulere birakmıştır. Bu aynı zamanda dünya sisteminin bir tıkanmaya; daha doğru tabirle artık `genişleme` ve `derinleşme`yi ilk kapitalist donemlerdeki kadar rahat yapamadığına işaret etmektedir.

HEGEMONİK DÖNGÜLER

Hegemonik Güç

  Hollanda Şehir Devletleri

 Dönemler Döngü Tarzı

 1575-1590 Yükselen Hegemonya

1590-1620 Hegemonik Zafer

1620-1650 Hegemonik Zirve

1650-1700 Hegemonik Çöküş

     Hegemonik Güç

 Büyük Britanya

     Dönemler Döngü Tarzı

 1798-1815 Yükselen Hegemonya

1815-1850 Hegemonik Zafer

1850-1873 Hegemonik Zirve

1873-1897 Hegemonik Çöküş

 Hegemonik Güç     

 ABD

 Dönemler Döngü Tarzı

 1897-1913/1920     Yükselen Hegemonya

1913/1920-1945     Hegemonik Zafer

1945-1967     Hegemonik Zirve

1967-?        Hegemonik Çöküş

 Wallerstein ve diğer bir cok sistem teorisyeni `tam hegemonya`nin(üretim, ticaret ve finans kontrölü) modern dönemde vuku bulduğuna inanmamaktadırlar. Özellikle son yuzyilda tam anlamıyla hegemonik bir guç olmak, yasadigimiz cağ anlamındada mumkun degildir. 1950’lerden bu yana dünyanın bir çok ekonomisi ABD’yle rekabet edebilecek durumdaydı. ABD’nin ekonomik büyümesi Avrupa ve Asya’nın 1960, 1970 ve 1980’lerdeki kadar hızlı gelişmedi. Ama 1990’larla birlikte, Clinton dönemiyle, 1992-2000 arasında ABD ekonomisi %36 büyürken Avrupa sadece %19 büyüyebildi. G20’nin sadece dört üyesi, Avustralya, Cin, Hindistan ve Kore, ABD ‘nin büyüme hızını geçebildi. 1992’de Avrupa Topluluğunun 15 ülkesinin toplam GSMH’sı ABD’den %3.5 büyükken bugün ABD nin %9 gerisinde kalmış bulunuyor.  Sovyet bloğunun çöküşüyle ABD tekkutuplu bir güç dengesinin hazzını yaşıyor olsada dunya-sistemi ölçeginde bu tam hegemonyaya tekabul etmemektedir. Özellikle 1965 sonrası ABD ekonomisinin iktisadi gostergeler anlaminda inisli cikisli olsada son tahlilde; dünyanin geri kalan merkez ve cevre ekonomileriyle arasında actığı farkta uretime, dünya ticaretine ve finans akışına ayni anda hakim olduğu sonucuna bizi götürmez. Zaten iktisadi gostergelerde bu iddamizi destekleyecektir. Enformasyon devrimi ABD ekonomisinin son 20 yıl icerisindeki en buyuk açılımlarındandır. Lakin bunun yanında ayni acilim bir çok sektöre yayılan uretim için geçerli değildir. Halbuki uretici bir ekonomi son tahlilde ayaklari yere basan bir ekonomi anlamina gelir. Enronvari bir üretim ve rekabetle son 20 yılı geçiren bir cok ABD firması sanal bir haz yaşamaktadır. Aynı şekilde hizmet sektöründeki anormal büyüme ve dunyadaki emsallerine gore ortasınıf üstü %35 ‘lik bir suni yarı-zengin nufus icad eden ABD ekonomide üretimden uzaklaşma sinyalleri vermektedir. Finans kontrölü ise yine bizzat ABD bankalarınca değil(ABD`de yakın tarihe kadar bir eyaletteki bankanın baska bir eyalette şube acması yasak olduğundan bankacılık sektörü diğer merkezdeki ulkelere—İngiltere, Japonya- kıyasla bodur kalmıştır) uluslararası finans akışına IMF ve Dünya Bankası üzerindeki kontrolü ile müdahale edebilmektedir. Bu durum Britanyanın 1815`lerde çevrenin pazarını merkeze açık tutmak için elindeki tek silah olan deniz kuvvetlerini (ABD deniz kuvvetlerini müdahale edebilecek kadar güçlendirene kadar) sonuna kadar kullanması gibi ABD`de silahlı kuvvetleri aracılığıyla hegemonik çöküşüne müdahale etmekten başka bir çözüm yolu bulamamaktadır. Lakin, savaşta asker kaybetmeye razı olmayan bu nev-i zuhur müdahale mantığıyla son 50 yılda giriştiği tüm harekatların ardında net bir sonuç yerine `ateşkeş` hali bırakıp çekilmektedir. Oysa bu hegemonik gücün tarifine aykırı bir durumdur. Bush yönetimi bunun farkına vardığına dair işaretler vermektedir. Irak operasyonuda bu sebebten uzamaktadır. Bölgedeki diğer denklemler bu yazının konusu değil. Bizim vurgulamak istediğimiz konu tarihsel olarak  hegemonik güçlerin olmazsa olmaz vasıflarının ABD`den zamanla uzaklaştığıdır. Bu elbette kısa bir zaman döngüsü içerisinde vuku bulmayacak. Sistem teorisyenlerinin bir çoğu önümüzdeki 20 yılı hem bir tıkanma, hemde bir kırılma dönemi (B Evresi) olarak görmektedirler. 

Dünya sistemi son beşyüzyıl boyunca olarak cizdiği iktisadi (orantılı olarak siyasi) dalgalarda genel olarak aynı dalga boylarını yakalamış, sistem-dışı dengesizliklere fazlaca yol vermemiştir. Kısa donemli emperyal yada hegemonik çıkışlar olsada yerküre tüm damarlarıyla teslim alınabildiği tarihsel bir dönem vuku bulmadı. Son yüzyıl diğer yüzyıllardan dahada farklı olarak insanoğlunun bügüne dek gördüğü en büyük kırılmalara şahitlik etti. Böylesine canlı bir yüzyılda sistem içindeki iktisadi bölgelerde de derin değişimler olacağı aşikardır. Binlerce yıllık medeniyetler üzerinde hayatına devam eden ismine ‘harici alanlar’ denip dünya-sisteminde çoğu zaman istatistiki hesaplara bile dahil edilmeyenlerin artık toparlanma vakti gelmiştir. Öyleki yaşlı yeryüzü, özellikle son yüzyılda, bügüne dek görmediği kadar yaygın bir kan dokülmesi, adaletsizlik ve sömürüye şahitlik etti. Dünya sistemi teorisi artıları ve eksileriyle salt bir düşünsel akım olmayı reddeden yapısından dolayı kendisini diger çıkışlardan ayırt edebilmekte ve entellektüel bir çabanın yanında Wallerstein’ın tabiriyle ‘sistem karşıtı hareketleride’ emzirmesinden dolayı kulak vermeye değer olduğunu düşünüyoruz.

 

 

Chase-Dunn Christopher, 1984. ‘The World-System Since 1950:What Has Really Changed? Pp. 75-106 in Labor in the Capitalist World-Economy, edited by C.Berguist. Beverly Hills, CA:Sage.

Hopkins Terence, 1982. ‘The Study of the Capitalist World-Economy: Some Introductory Considerations.’ Pp. 9-38 in World-System Analysis: Theory and Metodhology, by T.Hopkins, I. Wallerstein, R.Bach, Chase-Dunn and R..Mukherjee. Beverly Hills, CA:Sage

Wallerstein Immanuel, 2000.  The Essential Wallerstein. New York: The New Press

___1984. “Patterns and Prospectives of the Capitalist World Economy.” Contemporary Marxism 9:59-70.

___ 1982. “World-System Analysis: Theoretical and interpretative Crisis”, by S.Amin, G.Arrighi, A.G Frank, and I.Wallerstein. New York. Monthly Review Press.

___ 1974. Modern-World System: Capitalist Agriculture and the Origins of the European  World-Economy in the Sixteenth Century.Volume I. 1980:Volume II, 1989: Volume III.  San Diego, CA: Academic Press.