Make your own free website on Tripod.com

IRAK’A SALDIRI PLANLARINDA SUUDİLER DE HEDEF

 SUZANNE ROSE*

 Washington’da hava Irak’a yakın bir saldırı için ısındıkça Bush Yönetimi’nin içindeki ve dışındaki “Uygarlıklar Savaşı” hizbinin operasyon planlarında Suudi krallığını devirme durumu netleşiyor. Suudileri vermek fikri Demokrat çevrelerde en az Cumhuriyetçi şahinlerde olduğu kadar yaygın. Senato çoğunluk lideri Tom Daschle’nin “Fox News” Pazar günü yayınında Başkan Bush’un Suudilere karşı daha sert tutum almaya ve Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat’ı kovmaya zorlandığı şeklindeki açıklamaları yeni-muhafazakar Washington Times’ın 17 Haziran nüshasında manşetten yayınlandı. 14 Haziran’da Ortadoğu Politika Konseyi (Middle East Policy Council) tarafından düzenlenen Capitol Hill (Kongre) forumunda daha aklıbaşında sesler de duyuldu. Başkan  Bush, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in Washington barış girişimini tersledikten hemen sonraki bu toplantıda forum konuşmacıları ABD politikasının yön değiştirmesi sonucu Arap Birliği’nin Suudi veliahdı Prens Abdullah’ın barış planından desteği çekebileceği konusunda uyarıda bulundular. Bir kısmı eski dışişleri bakanlığı görevlileri olan uzmanlar, Arap Birliği’nin, eğer 1967’de işgal ettiği topraklardan geri çekilirse İsrail’i barış içinde yaşama hakkı olan bir ulus olarak tanıyan  Abdullah planının devrim niteliğindeki önemini kavramışlardı.

Politika Konseyi konuşmacıları, Ortadoğu’da tehlikeli biçimde tırmanan krizde Başkan’ın, “Hıristiyan Sağ” tarafından kontrol edilen Cumhuriyetçi Parti tabanını sayma uğruna ABD milli ve güvenlik çıkarlarına aykırı politika yaptığını da not ettiler. Washington Ulusal Savunma Üniversitesi’nden (National Defense University) Mahmut Fandi Suudi Arabistan’ın müslüman dünyanın merkezi olduğunu ve dindaşlarını bir barış planı etrafında birleştirebileceğini vurguladı. Örneğin Prens Abdullah Planı Irak tarafından bile tam destek görmüştü. Fandi buna “normalleşmeye karşı normalleşme” diyordu. “Araplar, İsrail’in kesin sınırları olan normal bir devlet olup olmayacağını soruyor” diyordu.

Yakındoğu İşleri Dışişleri Yardımcısı Edward Walker, Prens Abdullah Planı’nın anlamının elde edilecek bir barışın tüm Arap Dünyası’nca kabulü olduğunu söylüyordu. O planın hem bir teklif hem de reddedenler ve İsrail’le barış yolunun tıkanmasında çıkar gören radikal hareketler için bir ültimatom olduğunu söyledi.

 

ABD politikası ve İsrail’in sürekli askeri harekatı nedeniyle Arap dünyasında bu plandan desteği çekmek yönündeki baskılar yükselmektedir, tesbitini konsey başkanı ve arabulucu Charles Freeman yaptı. Kısa süre önce Ortadoğu’ya  yaptığı seyahatinden dönen Georgetown Üniversitesi Arap Etüdleri ve Uluslararası ilişkiler profesörü Michael Hudson, ekonomik ve sosyal koşullar günden güne kötüye giderken barış sürecinin altını çizdi. Onun tesbitleri başkalarınca da tekrarlandı. Arap toplumu liderlerine giderek dişli olmayan, İsrail kıyımını durduramayan ve Washington’da görüşlerine destek bulamayan kişiler olarak bakmaya başlıyordu.

Freeman sonuçta, Prens Abdullah planına gerçekten başka bir akılcı seçenek bulunmadığını söyledi; akıldışı seçenekler vardı ve saat işlemekteydi.

 

“UYGARLIKLAR SAVAŞI”        ŞAHİNLERİ BULUŞUYOR

 

Öte yandan, Suudi Arabistan’a karşı tamtam sesleri giderek yükselen birbaşka thinktank üssü Washington’daki Hudson Enstitüsü idi. Kendi forumunu Haziran 18’de yaptı; burada Suudi Krallığı sahtekar bir devlet olarak nitelendi; dolayısıyla yaşamaya hakkı yoktu. “Suudi Arabistan ve Terörizm” toplantısı Hudson ve Berlin’deki Aspen Enstitülerince ortak destekleniyordu. Burada Irak’a saldırı Suudi Arabistan’ın parçalanması için bir “fırsat” olarak değerlendirildi.

Arap müslüman dünyayı bölüp parçalamak ve fethetmek, Henry Kissinger, Zbigniew Brzezinski, ve Princeton profesörü Bernard Lewis’in öndegelen sözcüleri olduğu bir jeopolitik fraksiyonun hedefidir ve Suudi Arabistan onların yolları üzerindedir. Uzun süreli bir ABD müttefiki ve İslam’ın bir dini merkezi olarak onun İsraillilerle Filistinliler arasında bir barışgücü olma imkanı vardır – ve Irak saldırısına karşıdır. Veliahd Prens Abdullah’ın planı bu ülkeyi teorileri 11 Eylül’de başlamış sürekli bir din savaşını öngören birçok siyasi çevre için yokedilecek bir hedef yapmıştır.

Hudson Enstitüsü’nün Bush yönetimi ve Kongre içinde birçok kolları vardır. Burası aynı zamanda Senatör John McCain’in (Cumhuriyetçi, Arizona) eski kampanya yöneticisi Marshall Whitman’ın da üssüdür; o şimdi McCain’e Theo Roosevelt’vari bir üçüncü parti üzerinden başkanlık önermektedir. Hudson’un kudurmuş Ariel Şaron’cu Memri Enstitüsü Meyrav Wurmster tarafından idare edilmekte olup; bu kadının kocası David Wurmster Dışişlerinde Silahsızlanmadan Sorumlu Bakan Yardımcısı John Bolton’un baş yardımcısı ve bir “anti-terör savaşları” provokatörüdür.

Ortadoğu Politika Konseyi’nce uyarı olarak sözü edilen “akıldışı seçenekler” bu Hudson/Aspen toplantılarında cirit atmaktaydılar. Senatör Sam Brownback (Cumhuriyetçi Kansas) müslümanları ezmekle ünlenmiş olup, şimdi Suudi Arabistan’ı “terörizmi lanetleyene” dek askeri ve mali yardımdan yoksun bırakacak bir kanun teklifini açıkladı. Arabulucu ve aynı zamanda “US News & World Report”ta köşe yazarı  Michael Barone Suudilerden şeytan diye bahsetmiş ve 11 Eylül teröristlerinin şeytani Suudi fikirlerinden etkilendiğini söylemiştir. Prens Abdullah Planı Dore Gold tarafından bir halkla ilişkiler tezgahı olarak küçümsenmiştir. Gold, aralarında eski İsrail başbakanı Benyamin Netanyahu ve şimdiki başbakan Ariel Şaron’un bulunduğu Likud’cuların eski dışpolitika danışmanıdır.

National Review kıdemli editörü David Pryce Jones Suudi Arabistan’ı ve Irak’ı aşiret birlikleri olarak nitelemiş, onların ulus devlet sayılamayacağını söylemiştir. “Kral Fahd’dan Sonra – Suudi Arabistan’da Taht” (After King Fahd – Succession in Saudi Arabia) adlı kitabın yazarı Simon Henderson bu yollu devam ederek ABD’nin Suudi Krallığı’na “koruma” amaçlı bir askeri müdahalesini önermiştir; bu durumda korunacak petrol rezervleri olsa gerek.

 FİLİSTİN “TRANSFERİNE”      KORKUTUCU CEVAP

 EIR, Hudson enstitüsü panelinde stratejik bir soru ortaya atmış, ve Ortadoğu için korkutucu sonuçları olan bir cevap almıştır. “Ortada dolaşan bazı raporlara göre,” diyordu soru, “Şaron’un niyeti ;Filistinlileri Batı Şeria’dan Ürdün’e daha geniş bir savaş perdesi altında transfer etmektir – bu savaş muhtemelen Irak’a saldırı olacaktır – ve ABD’de etkin olmaya çalışan bazı politika çevrelerinin işbirliğiyle Ürdün “Filistin” olarak ilan edilecek; Ürdün’ün Haşimi hanedanı (Irak’a) gönderilecektir. Suudi Arabistan dini ve etnik bölgelere ayrılacak ve ABD Doğudaki petrol havzalarını alacaktır. Bernard Lewis gibi kimseler bunu desteklemektedir. Panelde bu emperyalist politikaları destekleyen var mıdır?”

Henderson bu politikanın kimi yönlerini onayladığını söylemiştir. Pryce-Jones, “bu dramatik bir durum. Bir saldırı olacak. Eğer Irak’a girerlerse, dramatik bir durum oluşacak olayları bekliyoruz. Dramatik bir sonuç mümkün. Suudi Arabistan bölünebilir. Şiiler bir Amerikan mandası olabilir.”

Sonra Pryce-Jones yarı şaka devam ederek, Savunma Politika Kurulu Başkanı “Richard Perle başa geçebilir (yeni yönetimin başına). Yeni bir düzen gelebilir.” dedi. n

 

·        EIR'dan çeviren  A. Altay ÜNALTAY