Make your own free website on Tripod.com

yarinlogo2.jpg (20660 bytes)


- Abonelik ile ilgili tıklayınız -

yarindergisi-opt.jpg (56747 bytes)

 

İÇİNDEKİLER:

index-redbutton.jpg (557 bytes) Merhaba 1
Yarın
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Çıkarken
Yarın
index-redbutton.jpg (557 bytes) Editör’den 2
S. Mut
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Bir Türkiye Trajedisi: Başörtüsü 3
Burhan Metin
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Oluşa (mayan) Sol 4
Timur Er
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Solun Tanımı Üzerine 5
Reha Çamuroğlu
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Sol Geleneği Anlamak 6
Muhammet Çakmak
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Sağ Seçmenler ve Liderler 7

Serhan Yücel

index-redbutton.jpg (557 bytes) 2003’te Ne Olacak? 8
Avni Özgürel
index-redbutton.jpg (557 bytes) Filistin Hadiseleri ve Türkiye 9
Hasan Ünal
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Kaybedilen Ateş İmtihanı 10
İsrael Şamir
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Jeopolitik Sihirli Bir Formül (mü?) 11
Yılmaz Tezkan
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Diplomasinin Faydası Ne? 12
Abdi Baleta
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Maoizmin Oluşumunda İngiliz Rolü 13
Michael Billington
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) 11 Eylül: Amerika’nın Tarihi Sınavı 14
İbrahim Kalın
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Balkanlar ve Kuzey Irak Ekseninde Türkiye 15
Müfit Yüksel
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Türkiye’nin Yönü Türkiye 16
Burhan Metin
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Milli Modernleşme 18
Ahmet Özcan
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Anketlerin Dili 21
Abdullah Muradoğlu
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Segmenter Toplum 22
Altay Ünaltay
index-redbutton.jpg (557 bytes) Söyleşi 20
Prof. Baykan Sezer
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Söyleşi 24
Prof. Korkut Tuna
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Küresel Düzenin Aktörleri 25
Kürşat Özkan
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) İktisadi Gelişme Sorunsalı 26
Mehmet Duman
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Kapitalist Sistemin Sonbaharı 28
Taha Özhan
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Üst Kurullar 30
Adnan Boynukara
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Süreklilik ve Yenilik 32
İhsan Eliaçık
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Şeyleşme ya da Popüler Kültür 33
Fadime Özkan
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Tarihten Güncelliğe 34
Abdullah Muradoğlu
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Zirvedekiler 35
Lal E.
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Kültür&Sanat 36
Hasanali Yıldırım
 
index-redbutton.jpg (557 bytes) Söz Tükenmedi .. Umut Yaşıyor 40

MERHABA

Türkiye, her alanda bir fakirleşmenin içinde. Sadece milli gelirimiz azalmakla, sosyal hayatımızın kalitesi düşmekle kalmadı, düşünce ve siyasetimiz de “düzeysizleşti”. Perspektif daralması ve zihin körleşmesi ülkemizin önündeki en büyük tehlikelerden biridir. Siyasal düşünceler sona erdiğinden, buna bağlı olarak siyasal hareketler de bitti. Bugün Türkiye’de değişik isimler altında neredeyse “tek parti” vardır. Bu tek partinin niteliği de herhangi bir siyasi düşünce, tasarım ve ilkeye dayanmanın olumsuzlanması, hiçbir derinlik ve inanmışlık taşımayan düşüncelerin şalıyla sığ pragmatizm ve oportünizmlerin üzerinin örtülmesi kurnazlığından başkası değildir. Biz, siyasal düşünce(ler) olmadan, siyasetin de olmayacağı kanaatini taşımaktayız. Bugünkü sorunumuz, herşeyden çok ‘büyük politik anlatılardan’ yoksun kalmış olmamızdır. Siyasi düşünce düzeyinde yaşanan tükeniş nedeniyledir ki “siyaset”, adeta kişilere eşitlenmiştir. Ali mi Veli mi çekişmesinden Türkiye’nin kazanacak hiçbir şeyi yoktur. Siyaset, tez ya da proje siyasetine dönüşmeli, siyasete adım atmak isteyenlerden ‘tezi’, ‘projesi’ ve ‘tasarımı’ sorulmalıdır. Yarın Dergisi olarak bizler, siyaset ile siyasi düşünce arasında kopan bağın yurttaşlık ve yurtseverlik bağlamında yeniden kurulmasına çaba göstereceğiz. Sağ ya da sol, milliyetçi ya da enternasyonalist, Avrupacı ya da Avrasyacı, dindar ya da laik gibi bütün pozisyonlarda siyasi eylem ve tutumların, ‘tasarımcı düşünce’ eksenine oturmasıyla Türkiye’nin verimli, yaratıcı ve sorun çözücü bir atmosfere kavuşacağına inanmaktayız.

Türkiye’ye dışarıdan, Brüksel’in, Londra’nın, Paris’in, Washington’un, Berlin’in, Pekin’in, Tahran’ın, Riyad’ın gözlüğünden bakma alışkanlığı siyaset ve düşünce hayatımızda ne yazık ki yaygınlaşmıştır. Yarın Dergisi, Türkiye gözlüğünden başka hiçbir gözlük takmayacaktır. Hangi düşünce, görüş ya da inancı benimserse benimsesin muhataplarında öncelikle iki şey, Türkiye’ye aidiyet (yerlilik) ve haysiyet arayacaktır. Türkiye’ye dayanmak kaydıyla her türlü düşünce, görüş ve inancın sonuna kadar serbestçe savunulması ve örgütlenmesinin yanında olacaktır.

Türkiye, giderek “dış merkezlere” daha bağımlı bir ülke haline gelmektedir. Kendi karar ve irade alanı daralmaktadır. Devlet ve millet katında hızla yayılan “güçsüzlük duygusu”nun etkisiyle, “dışarıdan güç devşirme” arayışları artmaktadır.

Yarın Dergisi, “kendine dayanmayı” önceleyecek, milletin imkan ve kabiliyetlerine (öz)güvenin geliştirilmesine çalışacaktır. Bu bağlamda, yurtseverlik/vatanseverlik ve yurttaşlık temelinde bir ortak ülkü ve biz bilincinin geliştirilmesini hedefleyecektir. Hiçbir suni ayrım ve dışlamaya yer vermeyecek, şairin diliyle “bu cennet, bu cehennem bizim” hissiyatıyla hareket edecektir. Düşünce ve tutumlarında milletin varlık ve bekasını esas alacaktır. Bu bağlamda milli meşruiyeti ölçü alacaktır. Devlet de dahil olmak üzere her siyasal, sosyal, kültürel olguyu milli meşruiyeti içerdiği kadar onaylayacak, uzak kaldığı kadar eleştirecektir. Milli Meşruiyetin kıstası ise milletin, eşit, özgür ve adil seçimlerle belirttiği iradedir.

Yarın Dergisi, bütün iktidarın millete devredilmesini isteyecektir. Bağımsızlık ve milli hakimiyet bizim şiarımızdır.

Yarın Dergisi, devletin, siyasetin, ekonominin ve kültürün özgürleştirilmesi ve demokratikleştirilmesini koşulsuzca sahiplenip savunacaktır. Yarın Dergisi olarak yerli ve haysiyetli her kişi ve kesimi, ortak sorunlarımıza çözüm aramak için işbirliği ve dayanışmaya davet ediyoruz.

Mutlu ve güzel Yarınlar dileğiyle…

yarinlimza.jpg (2397 bytes)

Başa Dön


 

Editör’den
 

İlk sayımızla karşınızdayız. Sadece içerik olarak değil, biçim olarak da alışılagelmiş kalıpların dışında bir dergi tasarladık. Bu formatla amacımız, uzun ve derinlikli fikir yazılarını, daha geniş okuyucu kitlelerine sıcak gelecek bir tarzla sunmak. Böylece, hepimizin yarınını ilgilendirdiğini düşündüğümüz konuları, mümkün olduğu kadar geniş bir okuyucu kitlesinin katılımıyla tartışmak, konuşmak istedik.

Dergimiz, içerik olarak, kendisini peşinen varolan ideolojik kategorilerden biriyle tanımlamayan, aksine varolan sentetik çelişkileri aşma çabası gösteren bir çizgide yürüyecek. Elbette dergimize ait YARIN imzalı yazılarda çerçevesi çizilen bir fikri/politik hattımız var. Ancak bu dergi, önceden tanımlanmış ve konumlanmış herhangi bir ideolojinin ya da fikri totalitenin sınırları ile kendisini bağlamıyor.

Ülkemizin çorak fikir dünyasına zenginlik katmak gibi fantazilerimiz yok. Çok daha ciddi ve gerekli bir misyonu herkese hatırlatmayı önemsiyoruz: Bu ülkeye ayaklarını basan entelektüel birikimi harekete geçirmek, eylemli kılmak ve çoktan kaybettiğimiz büyük/bütün fikir ve teori kurma arayışına menfez olmak. Dağınık ve umudu kırılmış hayli sayıda kıymetli insanımız olduğunun farkındayız. Devlete, millete, kendi geçmişine küsmüş ve olan bitene karşı bir şeyler yapma isteğiyle, ‘hiç bir şey yapmaya değmez’ karamsarlığı arasında ömür törpüleyen nice insanın güven ve umut tazelemesi için elimizden gelen her şeyi yapmaya kararlıyız. Hatta, dergimizin her kesimden fikir namusu ve haysiyet sahibi insanların hasbihaline platform olması bile başlıbaşına önemli bir amaçtır.

İlk sayımızda Türkiye’nin yön arayışını kapak dosyası olarak işledik. Konu ile ilgili makalelerin yanında, ilim ve fikir hayatımızda uzun süredir konuşmayan, daha doğrusu popüler mekanizmalara prim vermeyen iki değerli isimle, Prof. Baykan SEZER ve Prof. Korkut TUNA ile yaptığımız söyleşileri ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Dergimizin gündem analiz sayfalarında sağ ve sol siyasetlere ilişkin değerlendirmeler yer alıyor. Gazeteci yazar Avni ÖZGÜREL, genel olarak siyasetin geleceğine, Serhan YÜCEL de, sağda yeni arayışlara ilişkin analizler yaptı. Ayrıca sol geleneğin içinden bir ismin, Timur ER’in yanında, özellikle romanlarıyla her kesimden okuyucunun yüreğiyle bağ kuran Reha Çamuroğlu’nun kaleminden Sol’u yeniden tanımlamaya ve bir ilahiyatçı akademisyenin, Muhammet Çakmak’ın kaleminden Sol’u anlamaya ilişkin makaleler yer alıyor.

İsrail işgaline karşı bir Rus yahudisi olan İsrael ŞAMİR’in oldukça ilgi çekici bir eleştirisi ve Hasan ÜNAL Hoca’nın Türkiye eksenli bir makalesi de gündem analiz başlığı altında yer alıyor.

Jeopolitik sayfalarında, emekli bir asker olmanın ötesinde entelektüel ilgileri ve araştırmaları ile tanınan Yılmaz TEZKAN Bey’in jeopolitiğe giriş mahiyetinde bir makalesi var. Ayrıca, 11 eylül sonrası küresel gelişmelere ilişkin iki önemli makale yer alıyor; ilki, Arnavutluk eski BM daimi temsilcisi ve Arnavut dünyasının tanınmış entelektüeli Abdi BALETA’nın ve ikincisi, G. Washington Üniversitesi öğretim üyesi İbrahim KALIN’ın kaleminden. Ayrıca birçok değerli araştırmasıyla bilinen Müfit YÜKSEL’in Balkanlardan Kuzey Irak’a uzanan coğrafya üzerinden Türkiye jeopolitiğini inceleyen makalesini de ilginize sunuyoruz.

Jeopolitik’te, bir tercüme dizisinin ilk makalesi olarak, Maoizm ve İngiliz istihbaratı ilişkisini irdeleyen bir yazıya da yer verdik.

Ekonomi/politik başlığında küresel ve yerel ekonomik analizler yer alıyor. Kürşat ÖZKAN ve Taha ÖZHAN, küresel kapitalist düzeni, Mehmet DUMAN da Türk ekonomisini ve gelişme sorunlarını analiz ediyor. Adnan BOYNUKARA ise, kriz sonrası etki ve yetkileri artan Üst Kurulları kamunun yeniden yapılandırılması bağlamında inceliyor.

Düşünce sayfalarında, değerli araştırmacı İhsan ELİAÇIK’ın bir seri makalesinin ilki, ’Süreklilik ve Yenilik’ yer alıyor. Özgürlükçü teoloji bağlamında dini düşünce ve geleneğin ayrıştırılması, dinamik ve çağdaş bir bakış açısının geliştirilmesi doğrultusunda, ELİAÇIK’ın makalesini ilgiyle okuyacaksınız. Bu bölümde gazeteci-yazar Fadime ÖZKAN’ın ‘popüler kültür’ kritiği de yer alıyor.

Tarihten Güncelliğe başlığında, Abdullah MURADOĞLU’nun güncel sorunlara da ışık tutacak, Atatürk’ün yayımlanmasını sağladığı Arapça Radyo Gazetesi irdeleniyor. Ayrıca, ‘zirvedekiler’ başlığı altında, sosyete dünyasını yakından tanıyan değerli bir kalemin, Gönül ÇINAR’ın dizi makalesinin ilk bölümü yer alıyor. Bu bölümleri de ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Son olarak, Hasanali YILDIRIM’ın hazırladığı Kültür-Sanat sayfalarında, sanatta yön arayışı, Cahit BERKAY müziği ve ZEN müzik topluluğunu Hasanali’nin kaleminden okuyacaksınız.

Dergimiz, haziran sayısında, yeni isimlerin katkılarıyla zenginleşerek elinizde olacak. İlk sayımıza ilişkin eleştirileriniz, bizi, daha iyi ve kaliteli bir dergi için daha yoğun çalışmaya teşvik edecek.

Mutluluk ve esenlik dileklerimle…

S. Mut

Başa Dön


 

Söz Tükenmedi .. Umut Yaşıyor

Türkiye geçtiğimiz on yıl boyunca; tarihine, kimliğine, millet, ülke ve devlet olarak niteliklerine dair derin yapısal tartışmaların içine sürüklenmiştir. Soğuk savaşın bitmesinden sonra dünya ölçeğinde başlayan yeni düzen arayışları nedeniyle, jeopolitiğin ve jeokültürün kalbinde ve kavşak noktasında bulunan ülkemiz de bu “derin tartışma gündemlerinin” sökün etmesi son derece doğal karşılanmalıdır. Türkiye, sorunlarının büyüklüğü altında ezilmek yerine “büyük çözümler” üretmeye çabaladığında, hem bölgesinde hem dünyada saygın bir yer edinecektir. Ayakları bu topraklara basmak kaydıyla her sorunu cesaretle tartışıp kalıcı çözümlere bağlamak öncelikli gündemimizdir. Politika, en geniş ve de asli anlamıyla kural ve kurumların insan ve toplum lehine tarif ve tanzimini sağlama ilmi ise, fikri/politik zeminde gösterilecek kolektif bir çabaya ülkemiz her zamankinden daha fazla muhtaçtır.

Bu bağlamda, biz, bu ülkenin, aidiyet ve haysiyet gibi değerleri önceleyen evlatları olarak, temel sorunlara bakış açımızı ve çözüme dönük vizyonumuzu ana hatlarıyla paylaşmak istiyoruz;

Sorunlar ‘gövde siyaseti’ ile çözülür

· Türkiye’nin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel entegrasyonu önemli ölçüde tamamlanmıştır. Fakat sosyo-politik entegrasyon, baskıcı siyasetler nedeniyle sorun alanı olmayı sürdürmektedir. Bu nedenle siyasetin asli anlamıyla kurucu/toparlayıcı bir misyon üstlenmesi gerekmektedir.

· Türkiye’de bugün siyasetin uçlarda toplandığı ve uçlarda yapıldığı bilinmektedir. “Uç siyaseti”, ülkeyi kutuplaşmaya ve kutuplara dayalı krizlere itmektedir. Eksik olan, “gövde siyaseti”dir. Türk siyasetinin yeniden gövdesel ölçeklerde yapılır hale getirilmesine çalışılmalıdır.

· Siyaset alanı ciddi bir düzeysizlik ve kalitesizliğin sarmalı içinde patinaj çekmektedir. Baskıcı ve otoriter siyasi yöntemlere sıkça başvurulması siyasetin çıtasını/kalitesini düşürmüştür. Özgürlük alanının darlığı ve siyasetin kazanç kapısı olma özelliğinin sürmesi, varlıkları sorunun parçası haline gelen ‘kifayetsiz muhterislerin’ siyasi temsili çarpıtmasıyla sonuçlanmıştır. Siyasi partiler, sendikalar, odalar vb. temsil kurumları, kamu kaynaklarını talan etmeye dönük doymaz hevesleriyle klikleşmiştir. Siyasetin demokratikleştirilmesi, yapısal sorunlarımızın çözüme kavuşturulmasının başlangıcıdır. Sahte temsiller ve sahte temsilciler, bozuk sistemin ‘yeniden üretiminin’ bir parçasıdır.

· Sert siyasi yöntemlerin alışkanlık haline gelmesinin yanında siyasi temsilin de ülke sorunlarını anlamak ve çözmekte yetersiz kalması gittikçe hem millet hem devlet düzeyinde beka probleminin doğmasını olası kılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının zihninde çözümü içerde değil, dışarıda arama eğilimi yer etmeye başlamıştır. Bu ülkenin insanları mağduriyetlerini “burada” ifade etmek ve çözmekte zorlanmaktadırlar. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin neredeyse çare kapısı gibi algılanması manidardır.

- Bir devletin her görüş ve anlayıştan vatandaşlarının hepsinin bir arada ülkesinde sıkıntı çekip, “yabancı bir elden” medet umması görmezden gelinemez. Ortada bir sorunun bulunduğu açıktır. Aksi halde bir ülkede bu kadar çok hainin (!) türemesi izah edilemez. Bu noktada tek bir suçlu yoktur. Herkes kendi ölçüsünde suç ortağıdır. Önümüzdeki çıkmaz tek kişi/kuruma yıkılamayacak denli elbirliğiyle yaratılan bir çıkmazdır. Fakat bu çıkmazı aşmanın yolu rejim değişikliği arayışlarından değil, rejimin geliştirilmesinden geçmektedir.

 

Elden gelenle öğün olmaz

· Türkiye, problemlerinin üstesinden “dış payandalarla” gelemez. Nitekim de öyle olmuştur. Tanzimat’tan AB üyeliği sürecine aradan geçen asırlara rağmen çatıştığımız konuların başlıkları hiç değişmedi. Sorunlarımızın çözüm yeri Türkiye’dir ve çözüm mercii ise Türk milletidir. Sorunlar, bu ülke insanlarının karar ve mücadelesiyle çözülecektir. Elden “eman dileme” oportünizmine karşı çıkılmadır. Kaldı ki “yabancı elinden” felah yerine esaretin geldiğinin ispatı yakın tarihte yaşadığımız acılardır. Türk milleti, “ikballerini” kurtarmak için batı merkezlerine koşanlardan bu tutumlarının gerekçesini bir gün soracaktır.

· Uluslararası hukuk ve hukuk kurumlarının yeri ve işlevi doğru değerlendirilmelidir. Türkiye, uluslararası hukuk normları ile çatışan değil, katkı sunan bir ülke olmalıdır. Ancak uluslararası hukuk kurumlarının vereceği kararların hukuksal olduğu kadar siyasi sonuçlar da yarattığı hesaba katılmalıdır. Bu çerçevedeki kararlarda siyasi yan çoğu kez hukuki yanın önüne geçmekte ve Türkiye cezalandırılmaktadır. Bu cezadan ise, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak başvuru sahibine de pay düşmektedir. Türkiye, zaman zaman hukuk adı altında boyun eğdirme operasyonlarına maruz kalmaktadır. Hiçbir kişi ya da kurum ülkesini “aşağılatmaya” hak sahibi değildir. Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşları olarak bizler, birbirimiz ile konuşmayı, tartışmayı ve elbirliğiyle problemlerimizi halletmeyi öğrenmeliyiz.

· Hukuk(suzluk) milleti bunaltan, vicdan ve adalet duygusunu zedeleyen tarzda işle(me)mektedir. Bugün en temel kişi hak ve hürriyetleri tehdit altındadır. Hiç olmazsa doğal hakların, siyasi çekişmenin ve iktidar mücadelesinin dışına çıkarılması aciliyet taşımaktadır.

 

Kuşatıcı/açık bir milliyetçilik anlayışına ihtiyaç vardır

· Türkiye’nin milli varlığına dair kafası maalesef karışıktır. Milletin içindeki alt kimlikler, yeni bir millet kimliği gibi öne sürülmektedir. Millet kimliği ise daraltılıp, zaman zaman alt kimlikler ile farkına varmadan neredeyse eşitlenmektedir. Sahte ve parçalayıcı milliyetçilikler çatışmasında Türkiye zayıflamaktadır.

· Türkiye’nin vatanlaşması, devletleşmesi ve müstakil bir varlık hüviyetini kazanması kaynağını, Türklerin tarihe yürüyüşünden alır. Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet bu sürecin farklı tarih dönemlerindeki adından başka bir şey değildir. Bu bakımdan Türkün, tarihi/stratejik rolü inkar edilemez. Ancak bu rolün abartılıp ideolojikleştirilmesi, Türklüğün dün/bugünkü bütünleştirici ve yapıcı ruhu/işleviyle çelişeceği gibi, kapsayıcı bir “kolektif iyi” inşasını da engeller.

· Bu noktadan bakıldığında Türkiye iki milliyetçiliğin çelişkisini yaşamaktadır. Çatışan bu iki milliyetçilik, “kapalı milliyetçilik” ve “açık milliyetçilik”tir.

· “Kapalı Milliyetçilik”, devlet aygıtının kutsanması, haklı demokratik taleplerin güvenlik kaygısıyla bastırılması, kişisel ve toplumsal gelişmenin engellenmesi ve millete ait kültür zenginliklerinden kaygı duyulmasını doğuran daralmacı, anti-demokratik ve dışlayıcı bir milliyetçilik anlayışıdır.

· “Açık Milliyetçilik”, milletinin kültürüyle barışık, gelişmeci, farklılıkları “yumuşak karnı” değil “gücü” gören, demokratik, çağdaş ve kapsayıcı bir milliyetçilik anlayışıdır.

Din ve laiklik sorunları, özgürlükçü temelde çözülmelidir

· Din ve dindarlık tanımları/anlayışları, Türkiye’nin hala vuzuha kavuşturulması gereken “sorun alanı” olarak ortada durmaktadır. Türkiye’nin Din’iyle kuracağı ilişki ve bu bağlamda geliştireceği anlayış biçimi iç toplumsal barışın sağlanmasından, dış ilişkilerin düzenlenmesine değin geniş bir alanda “stratejik” sonuçlar doğuracaktır. Bastırılan ya da zorla biçimlendirilen dini hayat sonuçta çok sayıda “din feodali” yaratmıştır. Dini duygular, ticari ve siyasi çıkarlar için hoyratça kullanılmıştır. Millet ve gelenek bağlamında dinin toplumsal/siyasal yeri ve işlevi özgür bir tartışmaya açılmalıdır. Türkiye’nin dini ile barışmak (bu, tarih ve millet ile barış anlamına da gelecektir) ve ahlakı geliştiren “doğru” bir dindarlığı üretmekten başka çaresi yoktur.

· Başka bir kavga konumuz ise, laiklik anlayış(lar)ıdır. Laiklik, dogmaya, teokrasi ve kredokrasiye (her türlü inanç ve felsefenin iktidarı) karşı aklı ve yaşamı “özgür” tutmanın yöntemidir. Oysa ülkemizde laiklik, bu bağlamından uzaklaştırılmakta ve politik bir araç gibi kullanılabilmektedir. Türkiye, laiklik konusunda bu iki tehlikeden de uzak durarak özgürlükçü bir laiklik anlayışını geliştirmeye mecburdur.

Teknoloji üretmek ve topyekün zenginleşmek hedeflenmelidir

· Türkiye, hiçbir yapısal ekonomik sorununu hal edebilmiş değildir. Bu nedenle sık sık krizler yaşamaktadır. Ekonomik kurtuluşun tek yolu üretimdir. Üretim ise, “teknoloji yaratımına” dayanmalıdır. Üretmeden, zenginleşmeden ve de hakça bölüşmeden ne onurumuzu, ne ülke olarak bağımsızlığımızı ne de kişi olarak insanlığımızı koruyabiliriz. Türkiye bugün, “talan dinamiğine” tutsak olmuştur. Kamu serveti, çeteci dayanışmalar marifetiyle üleşilmektedir. Ne yazık ki “vurgun düzeni” sosyal hayatı çürütecek boyutlara tırmanmıştır. Türkiye’nin ekonomisini “demokratikleştirmek” ve “teknolojikleştirmek”ten başka çaresi yoktur.

· Emek, çalışma ve hak etme küçük görülmektedir. Haram ve helal ise ancak sübjektif bağlamda anlaşılmaktadır. “Hazineden geçinmek”, alkışlanan bir kazanç biçimidir. Zahmetsiz spekülatif kazançlar, yatırım/çalışma kazançlarına tercih edilmektedir.

· Rasyonalite, üretkenlik ve verimlilik sağlaması beklenen “özelleştirme politikası”, devletin güç ve denetimi kaybetme korkusu ile kapkaççı sermaye gruplarının talan hevesi arasında amacından sapmıştır. Oysa milli kaynaklar, üretkenlik, rasyonalite ve verimlilik sağlayacak biçimde “tabana yayılmalı”, bunu temin edecek demokratik ve şeffaf bir özelleştirme siyaseti izlenmeli.

 

Dış politika ‘dışarıya’ endekslenmemelidir

· Türkiye, imkan ve potansiyellerine rağmen dış politikasında etkisiz ve etkisizliği sonucu da sürekli köşeye sıkışan bir ülke olmuştur. Taktik çelişkilerden medet uman, özür dileyici, en önemlisi milletini ve jeopolitik/jeokültürel derinliğini dikkate almayan bir dış politikanın uzun zaman sürdürülme şansı yoktur. Türkiye, stratejik bir dış politika anlayışı/pratiğine yönelmelidir. Türkiye, milli ve etkin bir dış politika çizgisinin uzağındadır. Dış politika, kapalı kapılar ardından çıkartılıp, gün yüzüne ve milletin önüne getirilmelidir. Türkiye, bir an önce Türkiye eksenli “milli dış politika stratejisini” oluşturmalıdır.

- AB ile eşit koşullarda bir müzakere vasatı oluşmadığı ve AB’nin Türkiye’yi sömürgeleştirmeye dönük örtülü politikaları devam ettiği sürece,Türkiye’nin kendisine, Jeopolitik imkanlarına ve Jeokültürel dinamiklerine dayalı birden fazla alternatif içeren uzun vadeli politikalar geliştirme hakkı kullanılmalıdır. Kaldı ki, AB üyeliği gerçekleşse dahi Türkiye’nin kendi stratejik hedefleri var olmaya devam edecektir.

Bu noktada;

  • Yerli/milli,
  • Özgürlük, Adalet ve Eşitlikten yana,
  • Hak ve hukuka hasislikle sahip çıkan,
  • Hür teşebbüs ve hakça bölüşümden yana,
  • Bireye, bireyin özgürlüğüne ve eleştirel aklına itimat eden,
  • Siyaset, sosyal hayat, iktisat, kültür, eğitim ve teknolojide “çağdaş seviyeyi” yakalamayı ve geçmeyi amaçlayan,
  • Milletin hür ve serbest seçimler yoluyla belirttiği iradeyi tek meşru ve geçerli merci gören,
  • Uluslararası ilişkilerde ülkenin ve milletin çıkarına sahip çıkmayı ödev sayan, bir perspektifin geliştirilmesine; bu duygu ve düşünce ortaklığı taşıyanların biraraya gelerek iş ve güç birliği yapmasına ihtiyaç vardır.
  • Yarını inşa etmek için, bugün umutlarımızı canlı tutmak , sözün en güzelini dinleyip konuşmak boynumuzun borcudur.

    YARIN, yarınımız için atılmış mütevazı bir adımdır.

    yarinlimza.jpg (2397 bytes)

    Başa Dön

    ABONELİK:

    6 aylık abonelik bedeli olan 12.000.000.- TL'yi
    "Toprak Bas. Yay. Rek. Org. Ltd. Şti.,
    Yapı Kredi Bankası Topkapı - İstanbul
    Şb. 1033128-0 no.lu hesaba yatırın.
    Önemli Not: Hesaba yatırırken açıklama
    bölümüne Adınız, Soyadınız
    ve bulunduğunuz Şehir'i yazdırın.
    Sonra aşağıdaki formu doldurup
    Gönder düğmesine basın.

    ABONE BİLGİ FORMU

      Adınız, Soyadınız

      E-posta

      Açık Adres

      Şehir

      Ülke: (Türkiye ise boş bırakın)

      Hesap

    Not: Karşınıza çıkan sayfadan tarayıcınızın "Geri"
    butonu ile bu sayfaya dönün

    Türkiye ve Dünya'da
    yarinlimza.jpg (2397 bytes)
    Toprak Basın Yayın Org. Reklamcılık Ltd. Şti.
    Adres: Merkez Efendi Mh. Tercüman Konutları,
    A-10 Blok Kat: 17 No: 69 Cevizlibağ - Topkapı/İstanbul
    Tel: (0212) 679 16 43 - 679 26 53
    Faks: (0212) 6797224
    web: www.yarindergisi.com , www.yarin.org
    e-posta: bilgi@yarindergisi.com
    Başa Dön