DÜŞÜNCE
Fadime Özkan
 

Şeyleşme ya da Popüler Kültür

 

İçinde bulunduğumuz, dört bir tarafımızdan kuşatıldığımız, ancak kapsam ve yoğunluk itibariyle bir türlü tam olarak netleştiremediğimiz bir ‘şey’ popüler kültür. Bir ‘şey’ çünkü; şekilsiz, içeriksiz, parçalı ve dağınık görünümleri gibi, belirsiz ama belirsizliği bile netleşmeyen, kolaycı ve popüler bir kullanım. Şekilsizleşip şeyleşen kültürün kendisi gibi, eleştirisi de giderek popülerleşen, sınırları ve niteliği ‘şey’leşen bir alan haline geldi. Popüler kültür eleştirisi, bu kültürü üreten, yayan ve dolaşımında önemli bir katkı payı olan medya araçları vasıtasıyla hızlı bir popülerleşme sürecine girdi. Gazete ve dergi sayfalarında, televizyon ve radyo yayınlarında gün geçmiyor ki, bir popüler kültür eleştirisine rastlanılmasın. Popüler kavramının üzerinde uzlaşılan hakim tanımı ‘halka ait olan, halk tarafindan sevilen, beğenilen ve tüketilen’dir. İngiliz entelektüel Stuart Hall, buna ‘ticari’ tanım diyor. Popüler kavrami Hall’un adlandırdığı ‘ticari’ niteliğine bürünmeden evvel, Geç Ortaçağ ve öncesinde sadece “halka ait” anlamına geliyordu. Burjuva demokrasilerinin yükselmesi, popüler seçim özgürlüğüne dayanan meşruluk iddiası ve bunun siyasal alanda ifadesi olan seçim süreciyle birlikte popüler terimine yeni anlamlar yüklenerek, terim ticari anlamına doğru evrildi. Prof. Ünsal Oskay’in izinden gidersek; toplumun alt ve üst yapısında yaşanan bu değişim ve popüler kültür oluşumunun sistem için öneminin farkına varılması, egemen sınıfın gelişen-kalkınan (progressive) kesimlerince bilinçli bir şekilde desteklenmesine yol açtı. Sivil toplumun evrimine karşılık gelen bu “kavramsal evrim” sonrasında popülerin egemen kullanımı, popüler alandan kültürel alana yayıldı, egemen tanımı yeni alanlara taşıyarak, yeni ifade biçimleri vererek, toplumsal sistem için yeni dayanak rolü sağlayarak devam etti. 19. yüzyıldan itibaren günümüze kadar uzanan zaman diliminde hayatın her alanına yayılması ve etrafinda bir ‘kültür’ün üretilmesiyle birlikte ‘popüler kültür’den bahsedilir oldu.

MUHALİF KARAKTER KAYBI

“Halka ait” olan, içinde egemen ideolojiye ait izler taşımasına rağmen egemenlere karşı direniş ögeleri de taşıyan popüler kültür, günümüz dünyasında sisteme eklemlenmiş olması, halkın ürettiğinden çok, halkın da içinde bulunduğu üretim ve dolaşım mekanizmasından geçmesi nedeniyle muhalif karakterini neredeyse kaybetti. Popüler kültür artık bir kişi ya da grubun sahipliğini içermez. Herkesin olmasa bile hemen hemen herkesindir. Kitle kültürü, folk kültürü, medya kültürü gibi bir çok kültür öbegiyle çakışan, ama sonuçta kendisi baskın çıkan popüler kültür, özde gündelik yaşamın kültürüdür. Muğlak bir alanı kapsar, toplumsal yapı ve güç ilişkileri içinde konumlanır. Dar anlamıyla, emeğin gündelik olarak yeniden üretilmesinin bir girdisi olarak eğlenmeyi içerir. Geniş anlamıyla, belirli bir yaşam tarzının ideolojik olarak yeniden üretilmesinin ön koşulunu sağlar. Korkmaz Alemdar ve İrfan Erdoğan’ın altını çizdiği gibi popüler kültür, egemen ideoloji tarafından özümlenebilir ögeler taşır. Kitle iletişimi vasıtasıyla egemen toplumsal ve ekonomik ilişkileri destekler, haklı çıkarır, sürüp gitmesine yardımcı olur. Bu tür popüler kültür, ustalıkla planlanan ve tatbik edilen kasıtlı bir girişimden (reklamlar, sloganlar gibi) daha çok belli toplumların tarihsel gelişmeleri sürecinde belli koşullarda ortaya çıkan sistemsel bir oluşumdur. Popüler kültür, kökleri yerel geleneklerde bulunan, geniş bir şekilde paylaşılan inançları, pratikleri, nesneleri ve söylemleri içerir.

Popüler kültür eleştirisi, eş zamanlı olarak popüler kültürün üretilmesi süreciyle başlar, bugüne değin hız kesmeden devam eder. Eleştirilerde kitle kültürü eleştirileri ile marksist popüler kültür eleştirilerinin önemli ölçüde pay sahibi olduğu, daha doğrusu popüler kültüre ilişkin olarak yapılan eleştirilerde bu iki yaklaşımın önemli etkisi olduğu görülür. Ünsal Oskay, 25 yıl önce Walter Benjamin’den hareketle yazdığı bir makalesinde kapitalist sanayi toplumu bağlamında toplumsal ve kültürel değişimlere dair bir analiz yaparak popüler kültürü toplumsal işlevi aracılığıyla tanımlar ve devletin resmi kültürünün geri çekilmesiyle ortada kalan boşluğun popüler kültür tarafindan doldurulduğunu savlar. Popüler kültürün reel yaşamın sürdürülmesinde fantazyayı tekrarlayarak kolaylaştırdığını, başka tür yaşam olanaklarına kafa yorma gerekliliğini ve hatta kabiliyetini ortadan kaldırdığını belirten Oskay, popüler kültürün varolanı benimsemenin acı ve utancını da “hafiflettiği”ni savunur. Erol Mutlu ise popüler kültürü, işlevi üzerinden değerlendirmenin onu içeriğe indirgeme olduğunu belirtiyor. Bu indirgemenin günümüzde popüler kültürün içeriğinin önde gelen üretim ve dağıtım kurumları ve kanalları olan medyaya indirgenmesine yol açtığını söyleyerek, popüler kültür eleştirisinin bu yolla esas olarak “medya eleştirisi”ne dönüştüğünü, bunun ise bilakis sakıncalı olduğuna vurgu yapıyor.

‘BİZ BİZE’ POPÜLER ELEŞTİRİ

Popüler kültür eleştirileri yoğun olarak 1980 ihtilali sonrasında yapılmaya başlanır. Dönemin ciddi sorunlarıyla ilgilenemeyen aydınlar, halkın rağbet ettiği bu yeni kültürle yüzleşir, onu nitelemeye, eleştirmeye başlar. Murat Belge, 1982’de Cumhuriyet gazetesindeki bir yazısında “popüler kültür analizi veya eleştirisi yerine, hedefine (yani popüler kültürün konusu olan yığınlara) ulaşamamaktadır” saptamasını yapar. Erol Mutlu ise, Belge’nin saptamasını bize; “Eleştiri Belge’ye göre ‘seçkin’ düzeyde yapılan bir iştir ve bu düzeyde kotarılan bir işin seçkin olmayan “kitle kültürü” tüketicisine ulaşması, ne kadar kaliteli olursa olsun bu kültürle arasına neredeyse aşılmaz bir mesafe koyduğu için, yani kimi popüler kültür ürünlerinin imal edilip dağıtıldığı kanallar popüler kültür eleştirisine kapalı olduğu için mümkün değildir” diye özetler. Mutlu, Belge’nin tespitinden hareketle şöyle der: “Popüler kültür analiz ve eleştirilerinin ‘popülerleşme imkanı olmaması’ nedeniyle popüler kültür, olsa olsa bu konu üzerine zaten düşünen bir kaç bin ‘seçkin’ kişinin malzemesi haline gelir. Popüler kültür eleştirilerinin konu edinip konuşulduğu çevrenin nispeten en azından entelektüel ilgi bakımından türdeşliği, popüler kültür eleştirisini bu çevrenin kendi içinde yaptıkları bir muhabbete dönüştürebilir. Bu içe kapalı sohbet ister istemez dilsel ve düşünsel içe kapalılığı, dolayısıyla kısırlığı beraberinde getirecektir. Üstelik bu kesimden kimileri kendilerini popüler kanallarda ifade etme imkanı bulduklarında da, bu kez popüler kültür dünyasının mensuplarınca, belki tam da içe kapalı bir çevrenin mensubu olduklarını ister istemez diliyle, üslubuyla dışa vurduklari için, ayrı dünyaların insanları muamelesine tabi tutulmaktadırlar. ”

KÜLTÜR NASIL POPÜLER OLUR?

Yaşamı değilse bile dili, söylemi ve duruşu, popüler kültür mensuplarından farklı olduğu için ‘ayrı dünyaların insani” muamelesine tabi tutulan popüler kültür eleştirmeni akademisyenler, diğer alanlarda çalışan akademisyenlerin aksine popüler kültür üretim ve yayım merkezleri konumundaki medya tarafindan görmezden gelinerek dışarıda tutulur. Popüler kültüre ait bir konunun tartışmaya açıldığı programlarda “güzelleme korosu”yla birlikte stüdyoda, sosyolojik analizler yaparak söz konusu popüler kültür alanını eleştirecek uzman konukların bulundurulması, yapılacak eleştirilerin tartışmayı açması, ilerletmesi ve sağlıklı bir sonuca varılmasına katkıda bulunması isteğinden çok, çıkış noktasına dönülmesine hizmet etmesi içinmiş gibi gözüyor. Programın konuşma akışı, tartışmaktan çok onaylamak, haklı çıkarmak, popüler kültür alanını yaldızlayarak yeniden üretilmesine zemin hazırlamak amacıyla yapıldığını düşündürüyor. Murat Belge’ye göre ‘seçkin’ düzeyde yapılan bir iş olan popüler kültür eleştirisinin son yıllarda medyada yükselen bir oranda yer buluyor olması, popüler kültür eleştirisinde yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor. Gazete sayfa ve köşelerinin dar alanı, aceleci televizyonların kısıtlı zamanlarında yapılan popüler kültür eleştirileri, medyanın tahammül edemediği popüler kültür eleştirilerinden farklı nitelikleriyle göze çarpıyor. Bu eleştirilerde dil tercihinin, üst bir dil ve mesafe yerine gündelik konuşma diline yakın bir dil olduğu fark ediliyor. Eleştiriler serzenişte / şikayette bulunmalar, hafif duygulanımlar şeklinde seyrediyor. Bu sayede popüler kültür eleştirileri medyada kolayca yer bulabiliyor. Yapılan eleştirileri ‘beyhude’likten kurtaran ise eleştirilerin rahatsız etmeyen, herhangi bir bedel ödemeyen / ödemesi beklenmeyen konformist eleştiriler olmasında yatıyor.

ELEŞTİRİ Mİ UYUŞTURMA MI?

Popüler kültür eleştirileri, her türlü olumsuzluğa rağmen kabullenilen / kabullenilmek zorunda kalınan bir ekonomik, toplumsal, siyasal sistem içinde yaşayan, ciddi bir alternatif üretmekten aciz durumda olan / bırakılan eğitimli toplum kesimlerinin, çaresizliğin ya da artık kabullenilen ve teslim olunan reel yapıyla arasında bir hoşnutsuzluk olduğunu hissetme, bu hissi diri tutma ihtiyacını karşılıyor.

Konuya bilimsel disiplin içinde bakan profesyonel popüler kültür eleştirmenlerinin, türdeşleri arasında akademik dil ve yaklaşımından farklı olarak, bu seçkin gruba dahil olmayan ama kendini onlardan biri gibi hissetmek isteyen, konuşma diline yakın ‘anlaşılabilir’ bir dille yazılanları okuyarak / izleyerek paylaşmak, konformist eleştiricileri “Bu sistemin içindeyim ve ama bir parça değilim. Eleştirebiliyorum” duygusuna yönlendirerek rahatlatıyor. İlgi derecesi ne olursa olsun herkesi küçük bir çıkış kapısı dahi bırakmaksızın kuşatan, toplumun çıkış yolu arayan dinamik noktalarını oyalayıp eblehleştiren, hazcı ve kaçışcı bir medya kültürü içinde kendine ayrıksı bir alan açabilen bu tür “popüler popüler kültür eleştirileri” muhatabını uyaran değil uyuşturan bir işleve hizmet ediyor. Bu eleştiriler, reddedilse bile varolan sisteme dahil ve sistemin bir parçası olmaktan duyduğumuz utanç ve acıyı kısmen hafifleterek herbirimizi arındırıyor.

yazikonusu-düsünce
BU YAZIYA GÖRÜŞ BİLDİR


   


Yarın imzalı yazılar dergiyi diğer yazılar yazarlarını bağlar.
Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. Dergimiz basın ahlak ilkelerine uymayı taahüt eder. Yarın 2002 ©