Make your own free website on Tripod.com

 


ANALİZ
BAHADIR MALKOÇ
 

Apo, İdam Edilmeli mi?

 
Türkiye, Apo ile önemli bir inisiyatif elde etmiştir. Bu kozunu, hem Türkiye'nin iç barışı ve refahı için, hem de Ortadoğu ve Avrasya'da etkinlik için akıllıca değerlendirebilir.

İdam konusu, Türkiye'yi çokça uğraştıracak görünmektedir. Volkan patlaması gibi Türkiye gündeminde ara ara idam tartışması patlamaktadır. İtiraf edilmese ve genel bir hukuk konusu gibi konmaya çalışılsa da siyaset ve devlet Apo'ya ne tür bir muamele yapacağını bilemenin kararsızlığı içinde… Daha derinde ise, bazılarının Kürt bazılarının güneydoğu adını verdiği, AB'nin dayatmalarıyla iyice karmaşık hal alan soruna nasıl yaklaşacağını bilmemenin sıkıntısı yaşanıyor. Türkiye, silahlı mücadeleyi kazandı. Fakat hiçbir siyasi veya stratejik proje hazırlığı yapmadığı ve sadece terör penceresinden baktığı için sorun AB ile ilişkilerin kapsamında yer alınca kelimenin tam anlamıyla "arapsaçına" döndü. Apo'nun önce idam edilip sonra cezanın kaldırılması, idam karşılığında bir kaç milyon dolar ceza ödenebileceği gibi ilkesiz, tutarsız, öngörüsüz ve Türkiye'nin hüzünlü sahipsizliğini gösteren çözüm yolları (!) öne sürülmektedir.

İDAM KARŞITLARI
İdamı savunanlar kadar, idamın kalkmasını isteyenlerde de siyasi akıldan eser yok. İdamcılar nasıl, tabanlarına selam çakıyor ve Türkiye'nin ali menfaatlerini ayaklar altına alıyor iseler, karşıtlar da idamın Türkiye'yi aştığını ihsas ederek, çaresizliklerine kılıf uyduruyorlar. On binlerce cana, milyarlarca dolara mal olan Türkiye'nin en "kritik" sorunu hakkında AB ağzıyla konuşuyorlar. Acizliklerini itiraf etmek ve halkı doğru bilgilendirmek yerine, AB maskesi takıyorlar. Ama güneydoğu sorunu AB'nin değil, Türkiye'nin sorunu ve bu siyasetçiler milletten bu ve benzeri problemleri çözmek için oy alarak geldiler. İdama karşı olmakla, özgüvensizlik ve AB yalakalığı iç içe geçti… Hem sağ hem soldan çok sayıda taraftarı bulunan bu cephe, iç dinamik diye bir şey tanımadığı gibi "kendi meselesine sahip" çıkmayı da müstehzi bir tavırla karşılıyor. Türkiye'nin dış dinamiklerce teslim alınmasından hiçbir rahatsızlık hissetmiyor. Ne yitip giden canlar, ne parçalanan hayatlar, ne yaşanmış onca acıya dair içlerinde küçük bir his bile taşımıyorlar.

AÇMAZLAR...
Güneydoğu sorununun insani tarafını sadece bu siyaset esnafları değil, devlet de unutmaya mecbur kalmış görünüyor. Ölen, ölmüştür. Türkiye'nin son yirmi yılına damgasını vuran trajediyi hissedecek, düşünecek, bu trajedinin muhasebesini yapacak zerre bir duyarlılık taşımıyorlar. Anadolu'nun şehit cenazeleriyle yas tutan köyleri, kasabaları, şehirleri Türkiye'de değil de sanki bilinmeyen bir ülkede yer alıyor. Bu noktada Türk ya da Kürt olmak çok da önemli değil. Anadolu, Anadolu evlatları saygıdeğer bulunmuyor. Onlardan sadece ve sadece ölmeleri ve maraba olmaları isteniyor. Şimdi bir de "AB, ne derciler" çıktı. AB'nin her istediği yapılmalı, her önerdiği kabul edilmelidir. Çünkü bir kere oligarşi geleceğinin Ankara'dan kurtulmak ve Türkiye'yi Brüksel'e bağlamakta olduğuna karar vermiştir ve bu gizli emelini Avrupa cenneti tasvirleriyle Türk halkına da yutturmak istemektedir. Ne oligarşi ne AB Türk milletinin çıkarlarını gözetmekle sorumlu değildir. Güneydoğuda ölen çocuklar Avrupa'nın veya oligarşinin çocukları değildir. Bunların tek hedefleri Türkiye'nin nüfuz altına alınması ve bu eşitsiz ilişki içinde tutulmasıdır. AB, elbette Türkiye'de her an yeniden düzenleyebileceği etnik bir mozaik tablo görmeyi ister ve bunun için çalışır. Fakat güneydoğu sorunu Türkiye için hayat-memat meselesidir ve buna rağmen Türkiye, problemle ilgili ne AB, ne oligarşi ne yazık ki hatta KADEK kadar hazırlıklı değildir. AB, Türkiye'yi köşeye sıkıştırmıştır ve sürekli ev ödevleri vermektedir. Türk görünümlü oligarşi ise AB'nin koltuğu altında Türk milletini ve devletini gereğinde azarlamakta, gereğinde tehdit etmektedir. İdam kalkmazsa Türkiye, AB üyeliğini unutmalı imiş. Şüphesiz bunların dertleri Kürtler de, Apo da değildir. İdam üzerinden devleti sıkıştırmak ve tavize zorlamaktır. Hiçbir meselesini çözemeyen devlet de Apo'yu nereye koyacağını kara kara düşünmektedir. Batıcı oligarşi bugünlerde milli görüş geleneğini ve buradan türeyen partileri de yedeğine almayı başardı. Milliyetçilikle ve Apo'nun Türkiye'ye teslim edilmesini istismar ederek hükümet ortağı olan parti bile "beni, bu işe bulaştırmayın da ne yaparsanız yapın" havasında… İstiklal Marşı ve Çanakkale destanını meydanlarda haykırarak siyaset merdivenlerini tırmananlar, ya AB'ye sahte ve kof bir muhalefet görüntüsü çizmekteler, ya da AB kervanına katıldılar. İstiklal Marşı ile Kopenhag Kriterlerinin hangi bağlamda mecz edileceği ise başlı başına bir soru işareti… Buradaki temel sapma, milletin değerlerini savunmak adına ortaya çıkarılmasına karşın, dışarıdan güç devşirip siyasette başarı için Türkiye'nin bir kenara atılmasıdır. Yani iş iyice çığırından çıktı, can sıkıcı oldu. İdama karşı çıkanlar da, idamı savunanlar da Türkiye'nin önünde başlı başına sorun haline gelmişlerdir. İdamcılar, düşüncesizlikleri, kısır siyaset anlayışları ile, idam karşıtları, akıllarını kiraya vermekten telafisi zor zararlara yol açacaklardır. Siyaset, kin ve intikam hissiyle yapılacak bir iş değildir. Çünkü siyasi kararlar, milletin kaderini tayin eder. Türkiye'nin kinden, intikamdan kazanacağı hiçbir şey yoktur. Siyaset, akıl işidir ve akıl ile uzun dönemli yapılmalıdır. Burada esas, alınacak karar, atılacak adımların top yekun milletin barışını, refahını ve onurunu yüceltmesidir. Kararlar eğer bu sonuçları yaratmaktaysa doğru ve haklıdır.

TÜRKİYE'NİN FIRSATI

Türkiye, Apo ile önemli bir inisiyatif elde etmiştir. Bu kozunu, hem Türkiye'nin iç barışı ve refahı için, hem de Ortadoğu ve Avrasya'da etkinlik için akıllıca değerlendirebilir. Bu bağlamda iç ve dış dinamikler birbiriyle son derece ilintilidir. Türkiye, Kürt sorununu çözemezse bölgesel etkinliği de hayal olacaktır. Bölgesinde etkili bir güç olmak yolunda ancak bu sorunu çözdüğünde ilerleyecektir. Türkiye, Kürt siyaseti sahibi olmadan Irak'ın yeniden düzenlenmesinde yaya kalacaktır. Ondan da ötesi sınırlarında baş edemediği, algılayamadığı bir sorun ile kucak kucağa yaşayacaktır. Elbette bu sorun sadece sınır-ötesi olmadığından, Türkiye içini de doğrudan etki altına alacaktır. Türkiye, bu derece önemli bir kozunu intikam güdüsüne kurban edemez. Türk güvenlik güçleri mi yakaladı, başkaları mı teslim etti tartışmasını bir yana koyup, Apo hiç olmazsa bu aşamadan sonra Türkiye'nin zaafı değil, gücüne dönüştürülmeli ve bu koz akıllıca oynanmalıdır. AB yalanlarına kanan binlercesi olmasına rağmen Kürt sağduyusu geleceğin Türkiye'de olduğunu bilmektedir. Yeter ki Kürt siyasi hareketinin ajanlaşan unsurları tasfiye edilebilsin, kitleyle bağları koparılabilsin ve Kürt halkı yeniden kazanılabilsin…

SONUÇ

Avrupa'nın Apo'nun idamını istemediğini düşünenler yanılmaktadır. Gerçekte AB, Apo'nun idamına çok sevinecektir. İdam, iki yanlı AB lehine sonuç yaratacaktır: Türkiye, daha da köşeye sıkıştırılacak ve insan hakları sicili üzerinden dayak yiyecek, aynı zamanda Diyarbakır kapıları ardına kadar AB'ye açılacaktır. Türkiye, Kürtleri altın tepside AB'ye hediye edecektir. Kürt siyasi temsili Avrupa'nın eline geçecektir. Haklar, özgürlükler, demokrasi gibi güler yüzlü etnik ayrılıkçılık belası ile mücadele etmekte Türkiye hayli zorlanacaktır. Kürt davası için şehit (!) olmuş bir Apo, Kürt nefretini tetikleyen bir kahraman-sembole dönüşecektir. Türkiye'nin elinde idam halinde uygulamaya geçireceği kapsamlı, demokratik ve bütünleştirici bir planı varsa, buyursunlar Apo'yu idam etsinler. Eğer yoksa, (ki öyle anlaşılıyor) Türkiye, Apo kozunu akılla oynamalıdır.

yazikonusu-analiz
 
BU YAZIYA GÖRÜŞ BİLDİR


   


Yarın imzalı yazılar dergiyi diğer yazılar yazarlarını bağlar.
Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. Dergimiz basın ahlak ilkelerine uymayı taahüt eder. Yarın 2002 ©